merhabalar,
öncelikle zaman ayırıp bloğumu ziyaret ettiğiniz için çok teşekkür ederim...
benim adım MELİS NAZ ÖZtAŞ 23.02.2007 tarihinde SELVİ ve GÖKHAN çiftinin biricik kızları olarak edirne selimiye devlet hastanesinde saat 10:40'da 3040gr,50 cm boyunda annemin çok sevdiği dr.BERNA CEYLAN YALNIZ'ın değerli katkılarıyla öncelikle annem ve babamın sonra diğer aile fertlerimin 6 yıllık bir bekleyişinden sonra dünyaya geldim...
annemin dediğine göre dünyaya gözlerimi masmavi ve asık bir suratla asmışım,her
Geçenlerde bir film seyrettim-Bebekler ne ister? - Amerikada yapılmış, bebeklerin doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası ilk 3 yıldaki ihtiyaçlarını vurgulayan bir film.
Filmde çarpıcı iki olay vardı;
İlkinde 4-5 yaşlarındaki bir çocuk bir odada oyuncaklar içinde 1 kutu hastane oyuncakları buluyor. Ve onlarla oynamaya başlıyor. Yavaş yavaş bir oda yapıyor, doğum masası, ameliyat lambası, serum askıları,
Masalar ve oda yavaş yavaş şekillendikçe annesinin dikkatini çekiyor. Çocuk hamile bir kadın bebeği doğum masasına koyunca anne daha da meraklanıyor. Daha sonra hamile bebeğin terliklerini serum askısının olduğu tarafa koyunca anne bu odanın kendi doğum yaptığı oda olduğunu fark ediyor. Her şeyin yerleşimi birebir aynı, hatta terliklerini bıraktığı yer bile. Sonra çocuk baba nerede diyerek bir erkek bebek alıp gebenin arkasına bir tabure üstüne koyuyor. Anne o anda hatırlıyor ki kocası arkada bir tabure üzerinde doğumu seyrediyor ve destek veriyordu. Anne hayretler içindeyken çocuk bu sefer bir bebek beşiği koyup, kendini yeni doğmuş bir bebek olarak oraya yatırıyor ancak beşiği bir başka odaya koyuyor. Anne bebeğinin doğumdan sonra kendine verilmesi yerine başka bir odaya alındığını hatırlıyor.
Ancak hemen sonrasında çocuk beşiği önce annesinin yanına getiriyor, daha sonra bebeği beşikten çıkarıp masadaki hamile bebeğin yanına koyuyor ve annesine bakıyor....SANKİ ŞU MESAJI VERİYOR: DOĞUMDAN SONRA TEK İHTİYACIM SENİN YANINDA OLMAKTI, DOKUNULMAK VE KALP ATIŞLARINI DUYMAKTI. NEDEN BENİ SENDEN UZAKLAŞTIRDILAR? NEDEN YANINA VERMEDİLER?
Zaten gözlerinde yaşlar çoktan sel olmuş anne çocuğunun o gözleri ile karşılaşınca ona sımsıkı sarılıyor. Birlikte doğum anında yaşadıkları bu birbirlerinden ayrı kalmanın travmasını o anda yaşıyor ve bir anlamda iyileştiriyorlar.
Diğer olayda ikiz bebeklerin bir tül perdenin arkasından birbirlerine dokunup hissetmeye çalıştıkları bir oyun oynarken görüyoruz. İkizler bu oyunu genelde çok seviyorlar. Sonra birden fark ediyorsunuz ki aslında bildikleri bir oyunu oynuyorlar. Anne karnındayken, birbirlerini ayıran zarın ardından birbirlerini böyle hissettiler, böyle tanıdılar, böyle oynadılar. Ve ilginc olan anne karnında daha aktif olan bebek gerçek hayatta da daha aktif, daha çok dokunan bebek olarak karsımıza çıkıyor. Yani bebekler anne karnını ve doğumu hatırlıyorlar. Bu hatırlama bizim bildiğimiz anlamda olayları birebir hatırlamadan cok davranışlarımıza yansıyan ve bizi yönlendiren etkilenmeler olarak karşımıza çıkıyor. Yani belki de bugün 30 yaşınızda yaşadığınız bazı temel korku ve güvensizliklerinizin temelinde bu doğum travmaları var. Belki de çocuklarımızda gittikçe artan orandaki tatminsizlik, şiddet, sevgisizlik eğilimlerinde bizim de sorumluluklarımız var. Eğer bunlar doğruysa doğum anına saygı toplumumuzun geleceğini belirleyecek önemli bir adım olacaktır..
Bu ve benzeri birçok hikâye artık bizi şaşırtmıyor. Bebeklerin anne karnında her şeyi hissettiklerini, belli bir duygusal seviye ile doğduklarını artık biliyoruz. Ve en önemlisi doğum anında hepimizden daha aktif ve bilinçliler. Ve ihtiyaçları var. Sakin bir ortamda güven dolu bir dünya ile karşılanmak ve annelerinin güven, sevgi dolu dokunuşlarını hissetmek, tanıdık sesini ve kalp atışını hissetmek istiyorlar.
Her türlü tıbbi ekipmanla dolu üniversite ve kapsamlı özel hastanelerimiz riskli gebelere müdahale ve bakım gerektiren, bebekleri kurtarma konularında çok iyiler. Riskli gebeler ve bebeklerin onlara çok daha fazla ihtiyaçları var. Ancak normal bir gebe, risksiz bir gebe, normal doğan ve bakım gerektirmeyen bir bebeğe de aynı yaklaşımı sergiliyorlar. Oysa bu her şeyin normal gittiği doğumlarda anne ve bebeklerinin tek ihtiyacı olan şey, yeterli fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı, onlara sevgi ve güven verilen bir ortam olacaktır. Bu bebeklerin bakıma ihtiyacı yok. Annelerinin yanında olmak onların duygusal gelişimleri için çok daha iyi.Acaba çeşitli müdahaleler ve koruyucu adı altındaki rutin uygulamalarla anne ve bebeklerimize zarar veriyor olabilir miyiz? Belki de doğumda bu kadar kontrol edici, müdahale edici tavırlarımızı bırakıp yavaş yavaş gebeye güvenen, duygusal ve fiziksel destek veren bir rol almamız gerekiyor. Geçmişin koruyucu, kollayıcı, sevgi dolu köy ebeleri gibi...
Belki de artık risksiz gebelere daha farklı bir yaklaşımın sergilendiği, doğum anına ve doğumdaki bebeğe daha saygılı, doğumda anneye güvenen ve onu duygusal anlamda destekleyen yeni alternatif doğum kliniklerine ihtiyaç var. Avrupa ve Amerika'da bu tür doğum merkezleri ve ev doğumları hızla yayılıyor. Geçen sene İngiltere'de % 3 olan evde doğum oranı% 8'e çıktı. Bunda hamile eğitimleri ve ebelerin büyük bir desteği var.
Ülkemizde de anneye ve bebeğe saygılı, doğum anının önemini bilen, anneye doğumda güvenen,müdahaleler yerine onlara sevgi ve güven sunan uygulamaları ön plana çıkaran doğum merkezlerinin yakın bir zamanda başlatılacağını umuyorum.
Ametist Hamile Eğitimi-Marmaris
<****** language=JavaScript type=text/**********>
n ******>
hakancoker@dogaldogum.com
<****** language=JavaScript type=text/**********>
******>
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Java****** açık olmalıdır
<****** language=JavaScript type=text/**********>
******>
Kitapları, kasetleri, bilgisayar oyunlarını ve diğer eğitim araçlarını boşverin. Size cevap veremeyecek kadar küçük de olsalar çocuklarınızla konuşmayı ihmal etmeyin, çünkü;
Anlaşılan o ki, çocuklarınız için yapabileceğiniz en yararlı şey onlarla konuşmak, şarkı söylemek, gülmek yani iletişim kurmak. Giderek artan sayıda araştırma bebekler ve küçük çocuklar (tabii büyük çocuklar da) için iletişimin ne kadar büyük önem taşıdığını gösteriyor. İngiliz hükümetine bağlı Temel Beceriler Ajansı'nın (BSA) geçen ay yayımladığı kitapçıkta da anne babalar çocuklarıyla konuşabilmek için mümkün olan her fırsatı kullanmaya teşvik ediliyor.
BSA'nın yöneticisi Alan Wells, "Yapılan tüm araştırmalar, bebeklerin ve küçük çocukların anne babalarını taklit ettiklerini gösteriyor. Yaşamlarının ilk evrelerinde çocuklarla konuşmanın ileride okuma, yazma ve rakamlarla ilgili becerilerini geliştirdiği de kesin olarak biliniyor. Çocuğunuzla konuşmak anne baba olarak ne kadar başarılı olduğunuzdan daha büyük önem taşıyor. Sizin eğitim düzeyiniz değil, çocuğunuzun gelişimiyle ne kadar ilgilendiğiniz önem taşıyor" diyor.
Kulağa çok bariz gibi geliyor olsa da tam olarak anlaşılan bir mesaj değil ne yazık ki. Galler'de öğretmenler arasında yapılan bir araştırma, çocukların yüzde 50'sinin okula, etkin öğrenim için gereken iletişim becerileri olmadan başladıklarını gösteriyor. Alan Wells, "Bu çok önemli, çünkü iletişim eksikliği yaşayan çocuklar çok erken yaşlardan itibaren başarısız olma riski taşıyorlar. Araştırmalar, eğitimlerinin ilk yıllarında akranlarının gerisinde kalan çocukların ileride de bu çizgiyi sürdürdüklerini gösteriyor" diye konuşuyor.
EN İYİ TANINAN SES...
Bunun çözümü karşılıklı iletişimde yatıyor. Üstelik ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi.
Anne karnındaki bebeklerin işitme duyuları 24 haftalıktan itibaren gelişimlerini tamamlamış oluyor. Bu yüzden henüz anne karnındayken onunla konuşmaya ya da ona şarkı söylemeye başlamak hiç de saçma değil. Hatta, karnınızdaki bebeğinizin sesinizden sizin ruh halinizi anladığını gösteren araştırma sonuçları da mevcut.
"Gelişim Psikolojisi Profesörü ve Sosyal Bebek/ Doğumdan İtibaren Bebeğin İletişimini Anlamak" adlı kitabın yazarı olan Lynne Murray, doğumdan itibaren bütün sistemlerin çalışmaya başladığını ve yeni doğmuş bir bebeğin de çevresiyle iletişim kurmasını sağlayacak karmaşık becerilere sahip olduğunu söylüyor. Murray, bebeklerin en iyi tanıdıkları ses olan anneleriyle iletişim kurmayı arzuladıklarını belirtiyor: "Bebeğin emerek harekete geçirdiği oyuncak bebeğe bağlı bir teyp kullanarak çeşitli deneyler yaptık. Bu deneyler bize bebeğin insan sesini diğer seslere, annelerinin sesini başka insanların sesine, annelerinin bebekce konuşmasını da normal konuşmaya tercih ettiğini gösterdi."
ARABADA, YAĞMURDA...
Araştırmacıların bebek konuşmasının tüm dünyada ortak özellikler taşıdığını belirlediğini söyleyen Murray, "Çinli bir anneyle İngiliz bir annenin bebek dili konuşmasını işittiğinizde benzerlikler karşısında şaşkına dönüyorsunuz. Birçok insan bebekçe konuşmaktan utanıyor ve asla kullanmayacaklarını düşünüyor. Ancak insanların bebeklerle konuşurken içgüdüsel olarak kullandıkları seslerin bebeklerin işitmekten en çok hoşlandıkları ve onlara en eğitici gelen ses olduğuna inanıyoruz" dedi.
Klasik bebek konuşması, müziği andıran ve bebeklerle küçük çocukların iletişim kurmalarına yardım eden bir ritm ve tonlamaya sahip. BSA'nın yayımladığı kitapçık, anne babalara "arabada, yağmurda, banyoda hatta ortalığı toplarken bile şarkı söylemelerini" öneriyor.
Edinburgh Üniversitesi'nde Çocuk Psikolojisi dersleri veren Profesör Colwyn Trevarthen, müziğin bebeklere ve küçük çocuklara dillerini anlamadıkları bir dünyada bile neler olup bittiği hakkında ipuçları verebildiğini söylüyor. Sadece bu da değil, ritmik bir temeli olan dilin gramatik yapısı hakkında da bilgi veriyor. Trevarthen, "Müzik, insan iletişiminin temelleri hakkında çok bilgi taşıyor. Beş aylık bebeklerin bile yetişkin müzisyenler gibi sesleri anlayabildiklerini ve olağanüstü biçimde emprovize yapabildiklerini keşfettik" diyor.
Bebeklerle konuşmanın ve onlara şarkı söylemenin sadece onların ilerideki konuşma ve okuma-yazma becerilerine değil duygusal dengelerine de katkıda bulunduğu artık biliniyor.
Bebeklerle yapılan bir "sohbet" onlara kendileriyle ilgilenildikleri ve ihtiyaçlarının anlaşılacağı ve karşılanacağı güvencesini veriyor. l
Günümüzde bebek bakımı ve eğitimi konusunda geleneksel alışkanlıklardan hızla vazgeçiliyor.Peki bebek eğitiminde bilinen doğru ve yanlışlar nedir?
Profesör Dr. Hilal Mocan tarafından bebek ve çocuk eğitimi konusunda yapılan değerlendirmede şu sonuçlara varıldı:
Erkek çocuklara tuvalet eğitimini anne verir... YANLIŞ. Babanın vermesi gerekiyor. Erkek çocuk, tuvalete babayla gidecek, ayakta ve oturarak tuvaletin nasıl kullanıldığını öğrenecek. Tuvalet terbiyesi yaşı çocuktan çocuğa değişebilir. 2 yaşına kadar beklenebilir.
Yeni doğmuş bebeklerin tırnaklarıyla yüzlerini çizmemeleri için eldiven giymeleri şarttır... YANLIŞ. Tam tersine yeni doğmuş bebekler için dokunabilmek çok önemli. Özellikle de anneye. Dokunamazsa, annesiyle kuracağı bağda eksiklik olabilir.
Uyku zorluğu çeken çocuğun rahatlayabilmesi için akşamları Tylenol vermek iyidir... YANLIŞ. Doktor tarafından tespit edilen bir rahatsızlığı varsa ya da diş ağrısı çekiyorsa verilebilir. Onun dışında olur olmaz ilaç vermek iyi değildir.
Bebeğe 6 aya kadar anne sütüyle birlikte su da verilebilir... YANLIŞ. Sadece anne sütüyle besleniyorsa ve iyi gelişiyorsa, su verilmemeli. Anne sütünün içinde hücreler var, deniyor ki anne sütüyle birlikte ekstra bir gıda verilirse -ki bu su da olabilir- bu hücrelerin fonksiyonunda azalma ve değişme olabiliyor.
Bir bebeğe doğduğu anda su ya da şekerli su verilebilir... YANLIŞ. Doğduğu anda ve onu takip eden ilk yarım saatte, annenin göğsüne konmalı. Bu durum, süt salgılama refleksini inanılmaz derecede artırır ve sütün daha iyi gelmesini sağlar.
Yürüyen, ortalıkta koşan bir çocuğu hálá emziriyor olmak, yakışık almaz... YANLIŞ. Böyle bir şey söz konusu bile değil. Eskiden anne sütü verilme süresi 1 yaşına kadardı, şimdi 2’ye kadar verilebilir deniyor. Bunun nedeni, anne sütü, MS ve bazı nöroljik hastalıkların erken yaşta oluşmasını engelliyor.
Çocuk 1 yaşından geldikten sonra sütün besin değeri azaldığı için emzirmenin bir manası yoktur... YANLIŞ. Zaten 1 yaşında sonra anne sütü, besin değeri için değil, organ hayatiyetini sağladığı için ve bağışıklık sistemine katkısı nedeniyle verilir. Bir yaşından sonra anne sütü, bebeğin vücut organlarının ömrünü uzatıyor, onları daha sağlam kılıyor.
Her ağladığında kucağınıza almayın, kucak bebeği olmasın, şımarmasın... YANLIŞ. Alın. Sık sık alın. Alabildiğiniz kadar alın. Sevgi bebeği olsun.
Bazı çocuklar doğuştan agresiftir... DOĞRU. Bence bazı çocuklarda doğuştan şiddete yatkınlık olabiliyor. Tabii çocuğun hiperaktivite yönünden de değerlendirilmesi gerekiyor. Bir de yaş grubuna bakmak lazım. 2 yaşındaysa, "Terrible 2" diye bir şey var, "2 yaş sendromu" olarak adlandırılıyor. 6 ay kadar aksi, geçimsiz, her şeye itiraz eden çocuklar haline geliyorlar. Ama geçiyor.
Çocuğunuzu yatağınıza almayın, kendi yatağında uyumaya alışmalıdır... DOĞRU. Ama yatak olarak doğru, oda olarak değil. İlk 6 ay, ebeveyn odasında kendi yatağında kalabilir.
Bir yaşından sonra ateş düşürmek için erkek çocuklara fitil kullanmayın... YANLIŞ. Kullanabilirsiniz. Ama fazla sık olmamalı. Ateş düşürücü şurup daha kolay uygulanıyor.
Kabız çocuklarda fitil kullanılması iyidir... YANLIŞ. Önemli olan bağırsak ritmini ayarlamaktır. Karın masajı, tavsiye edilen yaklaşımların başında gelir.
"Yan yatır evladım, kusarsa boğulmasın..." DOĞRU. Bebekler, daha önce karın üstü yatırılıyordu ama bu pozisyonda bebek ölümlerine daha çok rastlandı. Sol yan, sağ yan ve sırt üstü daha tercih edilen pozisyonlar. Ama anne- baba, çocuğu görüş mesafesinde tutuyorsa, karın üstü yatırmakta da bir mahzur yok.
"Sırt üstü yatırma kafası düz olur..." DOĞRU. Sürekli sırt üstü yatırılmamalı, arada pozisyon değiştirilmeli.
6 aydan sonra çocuklar, ekmek yemelidir... DOĞRU. Beyaz da olabilir, kepekli de. Ama tam buğday ekmeğine 2 yaşından sonra geçilmelidir. Kilo almayı yavaşlatabilir.
Göbek bağı düştükten sonra antiseptik toz sürülüp, kapalı tutulmalıdır... YANLIŞ. Mikrop kırıcıyla (antiseptik solüsyon) silip, açıkta bırakmak lazım.
Bebeğe 2 yaşına kadar ayakkabı giydirilmemelidir... DOĞRU. Eskiden çocuk yürümeye başladığı anda "ilk adım ayakkabısı" giydirilirdi. Ortopedik yapıda olması istenirdi. Ama görüldü ki yalın ayak yere basarsa, ayak taban kasları daha iyi gelişiyor. Bu nedenle çocukların yalın ayak dolaştırmak istiyoruz. Ya da çorap tarzı bir şeylerle. Ama ayakkabının bir kıyafet tamamlayıcısı olmasında bir mahzur yok. O ayakkabı da şöyle bir şey olmalı: Avucunuzun içine alınca kıvırabileceksiniz. 2 yaşından sonra ise ilk adım ayakkabıları öneriliyor, onların da bileğe kadar olanları...
Çocuğa 1 yaşına kadar inek sütü verilmemelidir... DOĞRU. Eskiden bir aylıkken başlanabiliyordu. Ama şimdi içindeki bir maddenin alerji yapabileceği biliniyor. O yüzden verilmiyor. İkincisi inek sütü, bağırsaklarda gizli kanama ve kansızlığa yol açabiliyor. Üçüncüsü içinde omega 3 ve omega 6 metabolitleri yok, onun için beyin hücreleri, sinir sistemi ve görmeyi sağlayan retina tabakası iyi gelişemiyor. Son olarak, yağ bileşimi anne sütüne göre farklı ve hazmı zor. Ve inek sütü, iyot ve çinkodan fakir, bu durum zihinsel gelişmeyi negatif etkileyebilir ve çinko azlığı nedeniyle bağışıklık sistemi desteklenemez.
1 yaşına kadar bal verilmemelidir... DOĞRU. Şu andaki beslenme prensiplerine göre verilmemesi gerekiyor. Nedeni içinde çocuğa dokunabilecek bir toksinin bulunması ihtimali. Ben bu yasağın abartıldığını düşünüyorum.
Çocuğu 1 yaşına kadar çikolata, tatlı ve tuzlu gıdalardan uzak tutmak gerekir... DOĞRU. Sıfır tuz, sıfır şeker. Hiç yok. Çünkü yüklenme yapıyor. Damar ve böbrek fonksiyonları bakımından ikisinden de uzak durmak gerekiyor.
Kabız bebeklerin poposuna zeytinyağı sürmek iyidir... YANLIŞ. Esas olan bağırsak ritmini düzenlemektir. Çatlak varsa, ılık oturma banyoları ve ağrı kesiciler kullanılabilir.
Erkek çocukları, kadın kuaförüne götürmek yanlıştır... DOĞRU. Çocukların cinsiyet kavramlarını oluştururken dikkatli olmak gerekiyor. Diye düşünüyorum.
Erkek çocukların saçlarını uzatmak kimlik karmaşasına sebep olur... DOĞRU. Olabilir. Çocukların kimlik yapılanması dönemlerinde (0-5 yaş) her şeye dikkat etmek gerekiyor.
Çok bilen anne sendromu diye bir şey vardır... DOĞRU. Her şeyi didik didik okuyup, araştırıp kendi başına senteze gitmemek lazım. Kendini geliştirmesinde, genel kültürünü artırmasında bir mahzur yok ama güvendiği bir doktora danışmak uygun olur.
Çocuğu ayakta sallamak iyi değildir... YANLIŞ. Sallanabilir. Küçük ritmik hareketler anne karnındaymış hissi verdiği için, huzur getirir, çocuk gevşeyip uyuyabilir.
Çocuk her gün yıkanmalıdır... YANLIŞ. Böyle bir mecburiyet yok. İstenirse her gün, istenirse iki günde ya da üç günde bir...
Çocuk 4 aydan sonra diş fırçalamayı adet edinmelidir... YANLIŞ. Dişin ortalama çıkış zamanı 6 ay. O zamana kadar diş etleri karbonatlı suyla temizlenebilir. Bir bardak suda, bir çay kaşığı karbonat eritilecek. Gazlı bezle bu su, diş etlerine uygulanacak. 1 yaşından sonra bebekler için özel üretilmiş diş fırçaları ve özel diş kremleri kullanılabilir.
Çocuğunuzun bırakmasını istediğiniz şeyi kötüleyebilirsiniz... YANLIŞ. Çocuklarla büyük insanmış gibi konuşun. "Bu emziği bırakman senin için iyi olacak!" gibi.
Tek çocuksa mümkün olduğu kadar sosyal yetiştirmeye gayret edin, arkadaşları olsun, yuvaya gönderin... DOĞRU. Ama ben tek çocuk yerine, imkanlar el veriyorsa, en az iki çocuk öneririm.
2 yaşından önce yuvaya gitmesi uygun değildir... DOĞRU. Oyun grubuna gidebilir. Ama full time yuva için erken. Gerçi Atalay Yörükoğlu Hocamız, "3 yaşına kadar en kötü bakıcı bile, en iyi yuvadan iyi" derdi. Ama şimdiki çocuklar farklı, tolore edebiliyorlar. Ben 2 yaşından sonra yuvaya gitmelerinde bir sakınca görmüyorum.
Çocuğunuzu doğada özgür bırakın, bağışıklık sistemi gelişsin, toprak yesin, çim ısırsın, mikroplarla tanışsın... YANLIŞ. Hele toprak yemesi, direkt olarak demir eksikliğiyle ilgili bir belirti olabilir. Çocuğa parazit geçebilir. Her ülkenin genetik yapısı farklıdır. Rusya’da çocukları buzun için koyarlar, bir şey olmaz, bizde yağmura çıkar zatürree olur.
Çocuğu kat kat giydirmek iyidir... YANLIŞ. Kışın 3 ince kat yeter. Yazın tek kat.
Bir aylık çocuğa muhallebi vermek faydalıdır... YANLIŞ. Kesinlikle yanlış. Ek gıdalara geçiş döneminde verilir, en erken 4. aydan sonra tolere edebilir.
"Akşamları pirinçli gıdalar ver, uyanmaz..." YANLIŞ.. 4. ayın bitiminden itibaren sütlü pirinçli mamalar verilebilir. Karbonhidrat miktarı yüksek olduğu ve daha tok tuttuğu için bebek rahat uyur. Ama bebek obezliğe yatkınsa, hiç verilmeyebilir.
"Şişmansa çocuğunuz, yürüteçten uzak dursun!"... DOĞRU. Kalça eklemlerine basınç gelebilir.
Kök hücre için kordon kanı mutlaka alınmalıdır... YANLIŞ.. Gerçi tartışmaya açık bir soru ama ben şahsen çok gerekli olduğunu zannetmiyorum.
2 yaşın altındaki çocuklara televizyon izlettirmenin faydası vardır... YANLIŞ. Kesinlikle seyretmemeliler. Çocukların dikkat süresi 0-3 yaş arasında yapılanıyor. Eğer televizyon seyrederlerse, dikkat süreleri yeteri kadar uzun olamıyor. Baby Einstein gibi filmler izlettirebilirsiniz. O da günde maksimum bir saat. O tür filmler çocukların IQ skorunu 5-6 puan yükseltebilir. Ama evde teke tek oyun oynarsanız da IQ skorları yükseliyor.
"Kaliteli zaman" diye bir şey vardır... DOĞRU. Ama çocuğunuza ayırdığınız bu kaliteli zaman, günde 1 saatse, o 1 saate sadık kalın. Değiştirmeyin, azaltmayın. Çünkü bunu yaptığınız takdirde, çocuk kendini ikinci plana itilmiş hissediyor. Size olan güveni de sarsılıyor.
5- 6 aydan sonra pekmez yararlıdır... DOĞRU. Kahvaltıya koymak gerekir. Kandaki hemoglobin oranını yükseltir. Ve demir düzeyini pozitif olarak etkiler.
"Emzik verme, dişleri yamuk olur..." YANLIŞ. Eskiden böyle denirdi ama şimdi 2 yaşına kadar emziğin diş ve çene yapısını bozmadığı biliniyor. Ama 2 yaşından sonra devam edilmemeli.
1 yaşından sonra flor takviyesi yapılmalıdır... DOĞRU. Ben 2 yaşına kadar düşük dozda (0.25 miligram) veriyorum. Sulardaki florun düşük olduğu bölgelerde bu takviye öneriliyor. Herhangi bir zararı yok.
Öğrenme bozukluğu olarak nitelendirilen "disleksi" toplum genelinde önemli bir sorundur. Dinleme, konuşma, okuma, yazma, muhakemede bulunma ve matematik işlemlerini yapma gibi yeteneklerin kazanılmasında ve kullanılmasında kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.
Disleksi görülen çocukların zeka düzeylerinde sorun yoktur sadece öğrenmek için gerekli olan zihinsel organizasyon bazı açılardan yeterli değildir. Disleksi de okuma bozukluğu yaşayan çocuk; yavaş okur, hecelemede ve harflere ayırmada zorluk çeker, yanlış kelime kullanır, bazı harfleri öğrenmede güçlük çeker. Yazma bozukluğu yaşayan çocuk ise; yavaş yazar, harf ve sayıları ters yazar, harf ve heceleri atlar, ters yazar, harf ve hece ekler. Matematik bozukluğunda ise; işlem yaparken yavaştır, çarpım tablosunu öğrenmekte güçlük çeker, işlem yapmakta zorlanır, problem çözerken bağlantıları kuramaz.
Disleksi görülen çocuk, öğrenme güçlüğü çektiği için birtakım psikolojik problemleri de beraberinde getirir. Kimsenin kendisini gerçek anlamda anlayamadığını düşünür. Her yaptığının yanlış olabileceğini düşünerek, bildiği ve doğru yaptığı şeylerden de kuşku duyar hale gelir. Bu nedenle sorun yaşayan çocukların tıbbi ve psiko-pedagojik değerlendirmelerinin titizlikle yapılması gerekir. Öğrenememeleri yüzünden bu çocukların üzerine fazla gidilmemeli ve özel bir eğitim almaları sağlanmalıdır. Öğrenme bozukluğu olan çocukların eğitimi, normal sınıflardaki müfredat programları ya da özel derslerle gerçekleşememektedir. Ayrıca, disleksili çocuklarda dikkat bozukluğu da görüldüğünden bu çocuklara bir uzman tarafından sistemli bir dikkat eğitimi de verilmelidir.
Disleksi, büyük bir çoğunlukla doğuştan gelen bir rahatsızlıktır. Doğuştan gelen disleksi; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olarak kendi içinde gruplandırılır. Doğum öncesi disleksiye; yetersiz ve dengesiz beslenme, hamilelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, bilinçsiz ilaç kullanımı etken olabilir. Doğum sırasında oluşan disleksiye; uzun ve zor doğum, plesenta anomalileri, kordon dolanması neden olabilir. Doğum sonrası disleksiye ise; bebeğin nefes almasındaki gecikme, geçirdiği ateşli hastalıklar sebep olabilir. Ayrıca, kalıtsal etmenlere bağlı olarakda disleksi ortaya çıkabilir.
Disleksililer zeka düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. İzafiyet teorisini ortaya çıkaran büyük bilgin Albert Einstein, büyük mimar, heykeltraş ve ressam Leonardo da Vinci, başta “Düşünen Adam” olmak üzere pek çok önemli eserin sahibi heykeltraş Rodin, şarkıcı ve sinema oyuncusu Cher, yine sinema oyuncusu Harrison Ford ve Tom Crouse, çizgi film ustası Walt Disney disleksili ünlüler arasındadır.
Çocuğun yaşına göre disleksi belirtileri değişmektedir ama genel olarak gözlenebilen belirtilerin birkaçı şunlardır: Zeka düzeyleri normal veya normal üstüdür. Okuma ve yazma becerilerini kazanmada güçlük çekerler. Ders çalışmayı, ödev yapmayı, kitap okumayı sevmez. El yazıları okunaksızdır. Harfleri ve rakamları ters okur ve yazarlar. (Örneğin; b-d, 6-9, 21-12 gibi) Sık sık sakarlık yaparlar. Ayna yazısı gibi tamamen ters yazarlar. Huzursuzdurlar. Eşya ve oda düzeni konusunda sorun yaşarlar. Konsantrasyonları zayıftır. Hikaye ya da bir olayı anlatmada başarısızdırlar. Dikkati yetersizdir. Çalışırken birisinin yönlendirmesine ihtiyaç duyarlar. Bellekleri zayıftır, çabuk unuturlar. Ezberlemede güçlük yaşarlar. Çok çabuk yorulurlar. Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk çekerler. Soyut kavramları anlamada zorlanırlar. Saati öğrenmekte güçlük çekerler. Performansları günlere göre değişkenlik gösterir. Sağını solunu ve yönleri karıştırırlar. Günleri, ayları sırasıyla öğrenmekte zorluk çekerler. Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemezler. Küçük ve büyük motor hareketlerinde zorlanırlar. (Ayakkabı bağlarını bağlayamama ve topu yakalayamama).
Anne babalar, çocuklarının okulda yaşadıkları başarısızlık ve öğrenme sorunları konusunda dikkatli olmalıdır. Çocuğun disleksi özelliklerini taşıyor olması durumunda mutlaka uzman doktorlara götürülmelidir. Bu şekilde erken müdahale ile çocuğun başarısızlığı azalacak ve okulla ilişkisi olumlu yönde etkilenecektir.
Tedavide önemli olan, çocuğun durumunu anlayabilmek ve bu duruma uyum sağlayabilmektir. Ailenin ve çevresinin eğitimi ön planda gelmelidir. Aileler, öğrenme güçlüğü çeken çocuklarını azarlama, kızma ve cezalandırma yoluna kesinlikle gitmemelidir. Ayrıca başka çocuklarla kıyaslama yapmaları yanlıştır. Çocuğun, duymak ve bilmek istediği tek şey aslında arkadaşları gibi akıllı olduğu ancak daha yavaş öğrenebildiği ama muhakkak öğrenebildiği gerçeğinin kendisine anlatılmasıdır. Disleksi ilaç tedavisiyle giderilecek bir hastalık değil, doğru eğitimsel yaklaşım ve eğitim metodları ile üstesinden gelinebilecek bir güçlüktür.